
Besteci, piyanist ve akademisyen Evrim Demirel, Yunanlı klarnet ustası Vasilis Saleas ile 7 Mart’ta müzikseverlerle buluşacak.
Sanatçı Evrim Demirel, “Makamsız Project” ve “Kadim” albümlerinden oluşan repertuvarıyla Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahne alacak. Eserlerinde Türk müziği ile cazı birleştiren Demirel, müzikal hayatına ve çalışmalarına ilişkin yaptığı açıklamada, müziğe olan sevgisinin çocukluk yıllarında başladığını söyledi. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’ndeyken piyano çalmaya başladığını dile getiren Demirel, “Daha sonra kompozisyona merak saldım. Lise yıllarında da caza çok meraklıydım. Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde kompozisyon okudum. Oradan Hollanda’ya geçtim, hem caz piyano hem kompozisyon okudum. Hollanda’ya giderek müzik hayatımda önemli bir merhale kat etmiş oldum” dedi. Demirel, yüksek lisans öğrenimini Amsterdam Konservatuvarında Theo Loevendie ile kompozisyon dalında tamamladığını belirterek, “2007’de Türkiye’ye döndüm. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarında doktoramı yaptım. Akademik kariyerim bir yandan devam etti. 2017’de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında caz bölümünü açtık. 2021’de profesörlüğümü aldım. Şu anda Caz Ana Sanat Dalı Başkanı olarak görev yapıyorum” diye konuştu.
Hem besteci hem de caz piyanisti olarak aktif bir sanat hayatının olduğunu aktaran başarılı müzisyen, “Bugüne kadar sahne müzikleri, opera, senfonik yapıtlar, oda müzikleri besteledim. Eserlerim çok çeşitli ülkelerde seslendirildi, özellikle Avrupa ülkelerinde. 2022’de ‘Avrupa Bestecilik Ödülü’nü kazandım. Yakın zamanda Gedik Filarmoni Orkestrası için bir piyano konçertosu besteledim. Bir yandan caz çalışmalarım devam ediyor. Şu ana kadar çeşitli albümlerim yayınlandı. En son yayınlanan albümüm ‘Kadim’ ve ‘Makamsız Project’. CRR’de de bu albümlerin konserini yapacağız. Çeşitli müzisyenlerle iş birliği ile konserler vermeye devam ediyorum” dedi.
Türk müziğinden oldukça etkilendiğinin altını çizen Demirel, “Bu alanı tanımaya çalışıyorum. Bu alanda aktif olan yakın arkadaşlarım var. Onlarla iş birliği yapmak beni çok besliyor. Çünkü Anadolu toprakları her anlamda, müzikal anlamda da çok zengin. Bu mirastan yararlanmayı kendime hak görüyorum ve Türk müziği, caz ve klasik müzikle ilgili işleri birleştiriyorum” değerlendirmesini yaptı.
Evrim Demirel, son çıkan albümlerine ilişkin “Kadim, aslında Anadolu topraklarında antik dönemden bu yana olan seslerin bana iletilmesi diyebilirim. İçerisinde bana ait 5 beste var. Birincisi Kadim, ikincisi Ziggurat, İlk Peşrev, Meddah ve Su eserleri. Bunların hepsinde derinlemesine bir Türk müziği var. Burada önemli bir isim de var; Murat Tırnak. Tırnak, Türk müziği nefesli sazlarını virtüöz düzeyinde çalabilen bir duayen ve çeşitli çalgıları çalıyor albümde. Mesela Kadim’de duduk, Ziggurat’ta zurna, İlk Peşrev’de ney var. Bir yandan da içinde caz müzisyenleri var, Kaan Yıldız ve benim gibi. Bu albümde çeşitli müzisyenler ortak bir alanda buluşup, yeni bir söylem peşinde koşuyor. Makamsız Project de caz ve Türk müziğini bir araya getiren dünya müziği projesi. Bu dünya müziği projesine çok önemli bir konuk getiriyoruz. Vasilis Saleas, makamsal klarnet ekolünün önemli temsilcilerinden birisi. Makamsız Project ile onu ağırlamak çok heyecan verici. 7 Mart’ta yapacağımız konser, Vasilis’in katkılarıyla daha da ilgi çekici olacak” ifadelerini kullandı. Makamsız’ın kendisinin ortaya koyduğu bir kavram olduğuna işaret eden Demirel, “Hatta Alman müzikolog Martin Greve, yıllar sonra ‘Makamsız’ isminde, Türk müziğini incelediği bir kitap yazdı. Orada da benim makamsız kavramıma gönderme yaptı. O yüzden çok mutluyum. Makamsız aslında 2006 yılında Kalan Müzik’ten ilk defa yayınladığım albümün ismi. Orada Türk müziği ile çağdaş müzik arasında bir dünya yaratmaya çalışmıştım. Yıllar sonra Türkiye’de vizyonumu anlayacak ve onu paylaşabilecek müzisyenlerle karşılaştıktan sonra ‘Makamsız Project’, yani onun caz dünyasındaki karşılığını ürettim. Müzisyenlik hiç bitmeyen bir iş. Bizim için istikrar, çalışmak, üretmek, devamlılık her şeyden daha önemli” ifadelerini kullandı.
“TARİHTEN ÇOK ETKİLENİYORUM”
Demirel, yeni konser rotası için önemli festivallerle görüşme halinde olduklarını kaydederek, eserlerinde ilham aldığı noktalara dair şunları söyledi: “Tarihten çok etkileniyorum. Bu topraklara dair konularla ilgileniyorum ve bunlara dair eserler ortaya koyuyorum. Bunlardan birisi ‘Ninatta’. 2017’de İstanbul Devlet Opera ve Balesi bu operamı sahneledi. Librettosu Ahmet Ümit’e ait. Beraber çalıştık. Başka bir operam Freiburg’da sahnelendi. Onun da ismi ‘Europa’. Fenikeli bir kadının kaçırılması, Zeus’un boğa kılığında onu Avrupa’ya taşımasıyla ilgili. Ninatta da Hititlerle ilgili. Bu tarihi konular cezbediyor ve bu tip çalışmalara devam ediyorum.” Cazın içerisinde doğaçlama bir müzik olduğunun altını çizen Demirel, “O anda hislerinizi filtresiz olarak sunabiliyorsunuz. Bu çok çekici. Orada müthiş bir özgürlük alanı olduğunu düşünüyorum” dedi. Seneye sahnelenmesi planlanan bir müzikal üzerine çalıştığını aktaran müzisyen Demirel, Kudsi Ergüner, Okay Temiz ve Erkan Oğur’un aralarında olduğu müzisyenlerle birlikte çalışmanın sanat hayatına önemli izler bıraktığını sözlerine ekledi.











TÜM DEKOR VE KOSTÜMLER İDOB ATÖLYELERİNDE HAZIRLANDI Operanın rejisörü Renato Bonajuto, orkestra şefi Alessandro de Marchi, oyuncular Mert Süngü, Burak Bilgili ve İDOB Müdürü Caner Akgün prömiyer öncesi yapılan son provada AA muhabirine açıklamalarda bulundu. AKM ve İDOB’un tüm imkanlarının kullanıldığı hacimli bir operanın repertuvara eklenmesi hakkında Akgün, marangozdan kunduracısına, demirden boyahanelere kadar tüm prodüksiyonu yerli imkanlarla İDOB atölyelerinde yaptıklarını anlattı. Akgün, “Yaş sınırı düşük bir seyirci kitlemiz var. Gençlerin ve orta yaşlı kesimin de Fatih Sultan Mehmet’in bu incelikli yapısını tanımaları bizi çok mutlu ediyor.” dedi. “BÖYLE BİR SAHNEYİ AVRUPA’DA BULMAK ÇOK ZOR OLUYOR” Rejisör Renato Bonajuto, AKM Türk Telekom Opera Salonu teknolojisinin gelişmiş olduğuna değinerek, “2. Mehmet” gibi komplike bir sahne kurgusuna sahip operada, dönen sahne, asansör gibi tüm imkanlardan yararlandıklarını söyledi. Bu eser için sahnedeki bütün özellikleri kullandıklarını belirten Bonajuto, “Dönen sahne, asansörler, ışıklar. Mutluyuz, çünkü böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor. Bu çok büyük bir şans İstanbul için, Türkiye için.” diye konuştu. Orkestra şefi Alessandro de Marchi ise, Türkiye’de ilk defa bulunmanın kendisi için çok güzel bir his olduğunu, İDOB Orkestrası ile yakaladıkları uyumla birlikte ilk anından beri kendini evinde gibi hissettiğini ifade etti. AKM sahnesi hakkında Marchi, “Burada ufak detaylar üzerine çalışma imkanı bulduk. Bu kadar çok sesin, enstrümanın olduğu aynı zamanda gerçek bir atın olduğu bir sahnede detaylar önemli. Büyük resmin güzelliği buradan geliyor.” değerlendirmesini yaptı. “BU OPERANIN EVRENSEL BİR FİKRİ VAR” Oyunu daha önce Almanya’da da oynadıklarını ve Alessandro bir Rossini uzmanıyla çalışmanın çok keyifli olduğunu söyleyen Mert Süngü de, “Bu operanın evrensel bir fikri var. Fatih Sultan Mehmet yurt dışında da çok önemli bir figür, İtalya’da özellikle. Rossini’nin bunu yazma sebebi de bu.” diyerek, herkesin kendisinden bir parça bulabileceği “2. Mehmet” operasına sanatseverleri davet etti. Operada 2. Mehmet rolünde oynayan Burak Bilgili ise eserin dayandığı Eğriboz savaşının çok bilinmediğinden bahsederek, yurt dışında birçok sanatçının Türklere bakarken bir merhamet gördüğünü, hayranlık beslediğini aktardı. Rossini’nin teknik olarak Türkleri kahramanca bir bas tonla yazdığı yorumunda bulunan Bilgili, “Rossini, bir Türk opera sanatçısının Türk karakterini söyleyeceğini hayal edemezdi.” ifadesini kullandı. Eser, 24 Şubat’taki prömiyerinin ardından 28 Şubat, 2 ve 6 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak. “2. Mehmet” operasında “2. Mehmet” rolünde Burak Bilgili ve Doğukan Özkan, “Anna” rolünde Dilruba Bilgi ve Gülbin Günay, “Calbo” rolünde Barbora Hitay, Asude Karayavuz ve Esen Demirci, “Paolo Erisso” rolünde Mert Süngü ile Ufuk Toker, “Condulmiero” rolünde Berk Dalkılıç ve Yoel Keşap, “Selim” rolünde Hazal Ata ve Anıl Önder dönüşümlü olarak oynuyor.



